Provokatör Basın Bülteni

Anormal Pazarlama Vakaları I: Greenpeace

KURUMSALHABERLER , 26.11.2010 -- Marka yaratmak, marka yönetmek, marka olmak… Marka, marka, marka…

Tuğla kalınlığındaki klişe pazarlama kitapları, yeni nesil iletişim makaleleri, uluslararası konferanslar, çerçeveli gözlüklü ve yüksek titrli uzmanlar durmadan aynı kavramsal şeyden ve kurallarından bahsediyor: Marka!

Bilgi çağı geride kaldı; marka çağında yaşıyoruz. Doğru!
Bugünün rekabet ortamında cebinizi doldurmak için marka yaratmanız şart. Ona da tamam!

Ancak gel gelelim, değişen pazarlamada marka yaratmak eskisine göre belli bir adım düzeneğine ya da kurallar bütününe bağlı değil. Çünkü günümüz pazarlaması, kuralına göre oynayanın kazandığı bir oyun ya da yarış değil.

Şimdi bundan tam 40 yıl öncesine gidelim ve bir avuç insanın, kırık dökük bir tekne ile Kanada’da başlattıkları bir çevre hareketini mercek altına alalım.

İşte size birkaç inançlı girişimcinin yarattığı, 3 milyon üyesi ile dünya genelinde tanınırlığa ve bilinirliğe sahip, ülkelerin politikalarını değiştirebilecek bir güç ortaya koyabilen, cesur bir oluşum hikayesi: Greenpeace.

Greenpeace aynı zamanda, marka olmak için illa marka olmak gerekmediğinin daha doğrusu bir fikrin ya da kar amacı gütmeyen bir organizasyonun kurallara uymadan markalaşabileceğinin önemli bir kanıtı.

Greenpeace’i Greenpeace yapan marka mottosu son derece açık: Doğaya verilen zararları önlemek için doğrudan eylem kullan. Ancak asla şiddet kullanma!

Farkında olarak ya da olmadan, Greenpeace başka hiçbir sivil toplum örgütünün akıl ya da cesaret edemediği bu ana fikri, iletişimin 3C formülü ile buluşturmayı başarmış durumda: Creativity (Yaratıcılık), Consistency (İstikrar) ve Continuity (Süreklilik)

Greenpeace bu doğru varoluş kurgusunun yanında, her adımında global bir marka gibi hareket etmeyi başarıyor; üstelik mevcut kuralların hiçbirine uymadan...

Şimdi masanın üzerine, Greenpeace ile alışıldık bir sosyal oluşum markasını yan yana koyalım ve kıyaslamaya başlayalım...

• Dünyadaki tüm sosyal markalar, kurumsal bağışlarla ayakta durur. Bu onların birincil marka kuralıdır. Ancak Greenpeace hiçbir şirketten bağış kabul etmeyerek bağımsızlığını korur.

• Tüm sosyal oluşumlar sorunlara odaklanır. Greenpeace ise sadece sorunları göstermekle ya da kamuoyunun ilgisini hassas durumlara yöneltmekle yetinmez. Çözümün de bir parçası olabilmek için yeni fikirler geliştirir.

• Klasik sosyal markalar eylem kullanmaz. En ileri uçta gösteri yaparlar. Greenpeace ise provokatif bir eylem kurgulamadan yaşayamaz.

• Sosyal markalar adı üzerinde sosyallikten beslenir. Greenpeace ise yaratıcılıktan. Kreatif aksiyonlar Greenpeace’in haber olmasını ve gündemde kalmasını sağlar. Örgüt gündemi nasıl yöneteceğini iyi bilir.

• Sosyal örgütler çalışmalarında kendi başlarına hareket edip, isimlerini yalnız bırakmayı tercih eder. Greenpeace ise farklı projeler bünyesinde, diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmaktan kaçınmaz. Aksine üyelerini bu yönde teşvik eder.

• Diğer sosyal markalar doğaları gereği politik olmaktan kaçınır. Greenpeace ise başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, tüm kamu kuruluşlarıyla yakın ilişkiler kurar. “Lobi” faaliyetlerini başarıyla yürütür.

Listeyi benzeri maddelerle uzatmak mümkün. Ancak lafı daha fazla dolandırmaya gerek yok.

Greenpeace bundan neredeyse yarım asır önce kuruldu. Bugüne kadar sosyal oluşumları markalaştıran hiçbir genelgeçer adımı izlemedi. Kurallara uymadı; tabulara boyun eğmedi.

Sıradana karşı direnmesi, Greenpeace’i dünyanın en güçlü sosyal markası haline getirdi. Anormal Greenpeace, normal olanların önüne geçti.

Greenpeace’nin kurguladığı anormal kamuoyu oluşturma çalışmaları, her yıl katlanarak sonuçlarını veriyor. İşte bunlardan bazıları:

• 2005 yılında Motorola üretim sürecinden toksik maddeleri çıkarmak için milyonlarca dolar yatırım yaptı.

• Aynı yıl L’Occitane, Melvitacosm ve Alqvimia, toksik maddeleri üretimden çıkardığını açıkladı.

• Xerox; Avrupa’nın en eski ve geriye kalan tek ormanını kesmeye devam eden Finlandiya ulusal kereste şirketi olan StoraEnso’dan, bir daha kağıt hamuru almayacağını ilan etti.

• Yıllar süren lobi faaliyetleri sonuç verdi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, Rüzgar Enerjisi Raporu’nun yayınlanmasının ardından, ilk “Yenilenebilir Enerji Yasası”nı yürürlüğe koydu.

• İtalya Hükümeti, Greenpeace’in ortaya çıkardığı 17 yıllık çevre skandalı nedeniyle, tüm dünyadan özür diledi.

Bunlar Greenpeace’in yüzlerce başarısından yalnız birkaçı. Greenpeace sosyal arenada yer alan bir marka olarak, dünya genelindeki 40 ofisi ile her gün güçlenerek yolculuğuna devam ediyor.

Dünyaya çevre konusunda dersler verirken, aynı zamanda anormal bir marka olma sürecinin ipuçlarını aktarıyor. Sizce de öyle değil mi?

###



provokatör marka marka yaratmak marka olmak greenpeace pazarlama vakaları marka yönetmek


Diğer basın bültenleri

Tehdit II: Krizin doğru bilinen yanlışları
Tehdit I: Kime göre ve nasıl bir teğet?
Provokatör’den tedirgin edici yeni bir yazı dizisi: Tehdit
Anormal pazarlama vakaları V: Akram İmitenöy
Anormal pazarlama vakaları IV: 6 derece teoremi
Hakkımızda | Blog | SSS | E-Bülten Üyeliği | RSS | Sitene ekle | PR Ajans Rehberi | Gizlilik ve Kullanım Koşulları | İletişim | English

Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.